Küresel, bölgesel veya devletlerarası?

Her geçen gün daha çok sayıda politik sorunu ulusal düzeyde başarılı bir şekilde çözebilme imkanları azalıyor. Örneğin, sera gazı etkisi dünyadaki tüm insanları etkiliyor. Bu tür sınıraşırı sorunlarla başa çıkabilmek için ne tür uluslararası örgütsel yapılanmalar var? Burada yapılacaklar:

  • Alternatif yönetim biçimleri (bkz Demokrasinin ABC’si) şeması yardımıyla, bu amaçla kurulan bazı devletlerarası ve küresel örgütleri incelemek
  • Bazı kararların ulusal bazılarının ise bölgesel düzeyde alındığı karma yönetimlere örnek olarak AB ülkelerini ele almak
  • BM ailesi içerisindeki bazı küresel örgütlerin demokrasi kriterleriyle uyumunu incelemek

Küresel seviyede bağlayıcı kolektif yönetim

Anarşist sistem, ülkelerin görüşmeler için o an geçerli olan güçler dengesinden hareket etmelerini gerektirir. Taraflardan birinin kabul etmemesi durumda çözüm imkan dışı kalır. Piyasa ekonomisi de, bir tek farkla benzer bir şekilde işler: orada tarafların gücü para ile ölçülür – herşey arz ve talep dengesi içerisinde işler – ve anlaşma gerçekleşmediği taktirde şiddet kullanımı o kadar da ihtimal dahilinde değildir.

Kolektif alternatif, ülkelerin bazı konulardaki karar yetkilerini önceden, bölgesel veya küresel bir organa devretmeleri  anlamına gelir. Bu durumda ülkeler, egemenlik haklarından kısmen feragat ederler. Buna ilaveten bu organın demokratik bir şekilde yönetilmesi isteniyorsa, ülkeler arasında yeni bir yetki dağılımı gerekir. Bu nedenle de İsveç gibi küçük bir ülke küresel düzeyde daha etkili olabilmek için daha güçlü ve demokratik bir BM’i tercih eder. ABD gibi ekonomik ve askeri egemenlik gücüne sahip ülkelerin çıkarları ise aksi yöndedir; onlar güç kaynaklarını kendi çıkarlarına en uygun şekilde kullanabilmek ve rahat at oynatabilmek için hükümetler arası arenayı tercih ederler ve BM gibi kurumların daha zayıf olmasını ve demokratik olmamasını isterler.

BM’in kuruluşundan bir kaç yıl sonra bu apaçık ortaya çıktı. 1949’de Doğu ve Batı blokları arasındaki ilişkilerde kuvvetli bir bozulma olmuştu. Sovyetler Birliği’nin ilk atom bombasını patlatma denemesi yapacağı ve böylelike ABD’nin nükleer silah tekelinin sona ereceği gerçeği anlaşılınca, ABD, Kanada ve on Batı Avrupa ülkesi, devletlerarası bir savunma ittifakı olan NATO’yu oluşturdular. Doğu ve Batı bloku arasında başlayan bu soğuk savaşla birlikte BM bir kenara itilecek ve iki süper güç birbirlerini dizginlemek için silahlanma yarışına girişeceklerdi. Ve böylece, BM desteğindeki küresel barış yerini – bir kuşağın neredeyse ömür boyu birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığı bir kıyamet günü tehditine dönüşen – terör dengesine terkedecekti.

img5_1.png

Eski Doğu Blokundan gelen yeni üyelerle birlikte genişleyen Birliği yönetilebilir kılmak için, Bakanlar Konseyi 2004’te Roma’da bir Anayasa sözleşmesini onayladı. Bu sözleşmedeki belki de en önemli reform Bakanlar Konseyine sınırlı bir çoğunluk sistemi uygulaması getirmekti. Sözleşmenin üye ülkelerde oylanması vakti geldiğinde, kamuoyu yoklamalarında inanılmaz düşük sonuçlar ortaya çıktı. Ardından da Fransa ve Hollanda’da yapılan halk oylamalarında HAYIR diyen taraflar kazandı. Diğer ülkelerde, normalde ulusal düzeyde %70 olan seçimlere katılma oranı Avrupa Parlamentosu seçimlerinde %30-40 lara düşerek, AB karşıtı partiler seçimlerde oldukça ileri başarılar kaydettiler. Bu durumda, AB’nin daha başlangıçtan bu yana yalnızca Avrupalı elit kesimin çıkarlarını ilgilendiren bir proje olduğunu gözardı etmek artık mümkün değildi. AB’ye halkın onayına dayalı bir anayasa kazandırma çabası da böylece rafa kaldırılmış oldu.

Üç yıl sonra Bakanlar Konseyi AB’ne yönelik kurumsal reformları içeren – belki de bu kez üye ülkeler tarafından kabul edilebilecek olan – yeni bir önergede anlaştı. Fakat geriye bu bölgesel seviyede bir uzmanlar, anarşi ve demokrasi bileşimi tarafından alınıp da ulusal seviyelerde uygulamaya konulan karmaşık yönetim şeklini halka kavratabilme konusu kalıyor.

Süregitmekte olan küreselleşme her yere ve her şeye damgasını vuruyor. Aralık 2007’de  google arama motorunda “küresel” kelimesini yazanlar 79 milyon bulgu ile karşılaşacaklardı. Fakat yine de şu an egemen olan dünya düzeni, ortak sorunlarını diplomatik kanallardan kendi iradeleriyle yaptıkları görüşmelerle çözmeye çalışan az çok bağımsız sayılabilecek ülkelerden oluşan aslında uluslararası bir sistemdir. Bu politik sistem asırlar boyunca Kuzey ve Batı’daki zengin ve güçlü ülkelerin egemenliğinde kaldı. 20.yy’da çözemedikleri uyuşmazlıklar, tüm dünyayı iki kez savaşa sürükledi. Bu dönemde dünya, ortaya çıkabilecek uyuşmazlık sorunlarını çözebilecek herkes tarafından kabullenilen meşru ve bağlayıcı bir prosedürden yoksundu.

2. Dünya savaşı’nın sonlarına doğru galip güçlerin insiyatifiyle Dünya Bankası (DB), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Birleşmiş Milletler (BM) ortaya çıktı. Amaç, uluslararası geleneksel diplomasiyi, ekonomik yeniden inşa ve gelişme, barış ve güvenlik ve de insan hakları konularında  bağlayıcı kararların alındığı bir sistemle bütünleştirmekti. BM 1945’te kuruldu. Birkaç yıl sonra da üye ülkeler insan hakları konusunda detaylı bir beyannamede anlaştılar: BM İnsan Hakları Beyannamesi. Aynı zamanda yirmi kadar BM ülkesi yaptırıma imkan vermeyen bir serbest ticaret anlaşmasına (GATT) imza attılar. Bu şimdilerde, üyelerin her türlü kural ve kararın çiğnenmesi durumunda yaptırım yetkisini devrettikleri daha iddialı bir örgüt olan Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ne dönüşmüş bulunmaktadır. Aşağıdaki şema alternatif yönetim biçimlerine ilişkindir:

AB – Bölgesel ve devletsel seviyede karma bir yönetim

Zamanla Avrupa Birliği’ne (AB) dönüşecek olan Avrupa Ekonomik Topluluğu – etraflı bir tüzük ya da herhangi bir ayrıntılı deklarasyon olmadan –  bir avuç Batı Avrupalı devlet başkanı ve dışişleri bakanı tarafından, zamanla ülkelerin ekonomilerini entegre etmek amacıyla1957’de kuruldu. 2007 baharında AB 10 u eski Doğu Bloku ülkelerinden olmak üzere 27 devletten oluşuyordu. Kuruluşundan bu yana güçlü bir değişikliğe uğrayan AB gündemi,  günümüzde artık güvenlik ve bölgesel politikaları da kapsıyor. Görevlerinin üstesinden gelebilmek için Birlik bu süre içerisinde bir dizi yönetim organı oluşturdu: seçilmeden işbaşına gelen bürokratlardan oluşan ve üye ülkelerin resmi kurumlarına yönelik bağlayıcı yönetmelikler çıkaran bir komisyon, kapsayıcı konularda zirve toplantıları yaparak görüşmelerde bulunan bir bakanlar konseyi, bir merkez bankası, bir mahkeme ve  Strasburgla Brüksel arasında taşınıp duran sınırlı yetkilere sahip bir parlamento. İktidar gücünün Bakanlar Konseyi ve AB komisyonunda olduğu, önceden planlanmamış, pratiklere ihtiyaçlara dayalı  karmaşık bir yönetim biçimi.

img5_2.png

Aynı şekilde NATO da, başlangıçta az sayıda devlet arasında bir ittifak olarak başlamışken, bir kaç yıl içerisinde ABD’nin liderliği altında kalıcı bir yapılanmaya dönüştürüldü. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ve daha sonra da Sovyetler Birliği’nin çözülmesinden bir kaç yıl sonra bazı eski Doğu Bloku üyesi ülkeler de üyeliğe kabul edildi. NATO, ABD ile ittifak eden ve güvenlik konularında onun liderliğini kabul eden ülkelerin birliğinden oluşan bir uluslararası çıkar birliği örgütüdür denebilir. NATO, BM Barış Gücünün yanısıra dünyanın her tarafındaki problemli bölgelere birliklerini gönderen bir örgüt olmasına rağmen, 2003’teki Irak savaşına katılmadı. Bu savaşta ABD’nin yanında sadece bir kaç müttefiki vardı.

Dünya Ticaret Örgütü (WTO)

WTO, görevi dünya ticareti önündeki engelleri kaldırmak olan küresel bir örgütsel yapılanmadır. Çok katı giriş şartlarına rağmen örgüt prensipte tüm ülkelere açıktır. NATO kadar eski fakat onun kadar başarılı olmayan bir tarihi vardır. Her ülkenin çıkarlarına ters düşen önergelere karşı veto hakkının bulunduğu WTO içerisinde, her ülke eşit oy hakkına sahiptir. Pratikte yoksul ülkeler, zengin ülkelerden gelen önerileri bloke etmeme doğrultusunda ağır baskılara maruz bırakılırlar.

WTO’nun toplu görüşme ve müzakere turları önceden hiç bir çözümü garantilemeyen anarşi sınırında bir yönetim biçimidir. Katılımcıların sayısının çokluğundan dolayı karar alma sürecleri oldukça hantaldır. Bu nedenle de AB ve ABD bazı yoksul ülkelerle doğrudan müzakereleri tercih ederler. Bu görüşmelerde yoksul ülkelere WTO’nun toplu müzakerelerine nazaran daha ağrı şartlar dayatılır.

Aşağıdaki şemadan da anlaşılacağı üzere, BM ailesi içerisindeki temel örgütlerin de demokratik zaafları vardır. Başta ABD olmak üzere 2.Dünya Savaşından zaferle çıkan devletler tarafından kurulan bu örgütlerin kurumları, yine bu ülkelerin gündemi kontrol edebilecekleri veya kendi oylarının ağırlıkta olabileceği şekilde yapılandırılmıştır. Sovyetler Birliği, BM hariç, bu örgütlerin dışında kalmayı tercih etmişti.

Bazi küresel örgütler ve demokrasi kriterleri

img5_3.png

BM’in hangi yol ve yöntemlerle reformize edilebileceğine dair canlı tartışmalar sürüyor. Alınmış olan kararları daha iyi uygulayabilmek için idarenin etkinleştirilmesine ilişkin çıktı (output) yönünde bazı gelişmeler kaydedildi. Güvenlik Konseyi ve Genel Kuruldaki karar süreçlerine ilişkin olan girdi (input) yönünün demokratikleşebilmesi, güçlü devletlerin BM lehine iktidarlarından vazgeçmekte yarar görmelerine ve örgüt içerisinde yeniden bir güç dağılımını kabul etmelerine bağlıdır. Her halükarda, BM demokrasi kriterlerini çok iyi yerine getirmiş olsa dahi, o dünya halkları için değil, dünya devletleri için bir çıkar örgütü olmaya devam edecektir. Küresel düzeyde henüz temsili nitelikte bir yönetim bulunmuyor. Genel Kurulda, nüfus oranına bakılmaksızın her ülke bir sandalyeye sahiptir.

kriterlerin formel düzenlemelere, yukarıdakilerin ise içeriğe ilişkin olduğunu gözönünde tutunuz: Gündem önemli konularla ilintilidir; etkin katılım ve anlama birbirine yakın değerde kaynak imkanlarına sahip olmayı gerektirir.

Temel sorun, gittikçe daha çok sayıda önemli sorunun ulusal seviyede çözüm bulamadığı günümüzde, bağlayıcı kolektif kararların hangi seviyede alınacağıdır. Hiç bir ülke küresel bilgi ve sermaye akışı üzerinde hakimiyet sahibi değil; her ülke gittikçe artan sayıdaki insan selinin sınırlarına dayanmasını kontrol etmekte zorlanıyor; ülkelerin yalnız başlarına kriminalite, salgın hastalıklar, çevre kirlenmesi ve iklimsel değişimlerle başa çıkabilmeleri imkansız hale gelmiş durumda.

Share:Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPrint this page
Arkaplan, na , Uluslararası Seviye kategorisine gönderildi