Blog Arşivleri

Güçlü bir sivil toplum

Hedef grubu

Demokratik toplumsal gelişmeye katkıda bulunmayı amaçlayan örgütler ve resmi kurumlar

Amaç

Katılımcılara şu imkanları vermek:

1. Gelecek bir projede neler olabileceğini oyunumsu bir şekilde görünür kılmak, tartışmak ve değerlendirmek

2. Bu yeni perspektif ışığında proje düşüncelerini demokratik doğrultuda güçlendirmek

Diyalog konferansı (bkz Metot bankası) masalar (istenilen sayıda olabilir) etrafında, her masada 5-6 kişi olmak üzere üç ayrı konuşma turuyla yapılır. Her masanın bir yöneticisi vardır. Her konuşma turundan sonra yönetici hariç, masadakiler bir başka masaya geçerek yer değiştirirler. Yöneticilerin görevi:

  • Katılımcılara konferans materyalini dağıtmak ve üç konuşma turu boyunca aynı masada kalmak
  • Konuşmaların başlamasını sağlamak ve katılımcılara yönergelerle ilgili yardımcı olmak
  • Katılımcılardan birini süreyi kontrol etmekle görevlendirmek. Bu kişi süre bitiminden 5 dk önce konuşmacıları uyarır ve tur süresinin bitimini haber verir.
  • 2. ve 3. turun başlangıcında bir önceki turdaki konuşma sonuçlarını özetlemek

Birinci görüşme turu (bir veya birkaç projenin görüşüldüğü temel gruplar):

Projenin yerine getirildiği sürede meydana gelen olaylara ilişkin “Anılar”

  • Beyin fırtınası. Kendinizi gelecekte tasavvur edin: projenin başlama süresinin üzerinden bir yıl geçmiş ve proje henüz bitmiştir. Canlı tartışmaların yapıldığı bir değerlendirme toplantısında bulunuyorsunuz. Beklentileriniz ve kaygılarınız birer anıya dönüşmüş durumda. Herkesin bu süre içerisinde hem proje içi çalışmalarda hem deproje dışında meydana gelen somut irili ufaklı, beklenen-beklenmeyen ve olumlu-olumsuz bir yığın anısı var. Herkes, bu şekildeki 5 “anısını” her anı bir kağıda yazılacak şekilde not kağıtlarına kaydeder. En az iki kağıt çevrede meydana gelen beklenmeyen olaları içerir. Kurallar:

1. Çılgın ve gerçekdışı olanlar da dahil olmak üzere bütün düşünceler mükemmeldir.

2. Bu evrede herhangi bir sorumluluk yüklenmek ya da anlaşmaya varmak zorunda değilsiniz.

3. Somut düşünün:

– Olay nerede oldu? Aktiviteler ne zaman meydan geldi?

– Kimler ve kaç kişi vardı med?

– Hafızanızda iz bırakan diğer olaylar?

4. Not kağıdını herkesin okuyabileceği şekilde okunaklı yazın 15 dk

Düzenleme. Katılımcılar kağıt parçalarını sırasıyla tek tek okur ve birbirlerinin üzerine gelmeyecek şekilde masaya yayarlar.

1. Örnek olabilecek bir motif  görebiliyor musunuz? Birbirinin aynı olanlar? (bu durumda aynı olan kağıtlardan biri atılır)

2. Yaklaşık aynı içeriğe sahip olan kağıtları bir araya getirin.

3. Ortak başlıklar bulun. 20 dk

 

 

İkinci görüşme turu (karma gruplar):

İmkanlar haritası(Bkz Metot bankası)

  • Olayların ve aktivitelerin değerlendirilmesi

Masa moderatörü bir önceki görüşmede düzenlenen “anıları” yeni gelen karışık gruba tanıtır. Katılımcılar şimdi hep birlikte aktiviteleri ve olayları değerlendireceklerdir:

– Meydana gelenler isteniliyor muydu, istenilmiyor muydu?

– Meydana gelmeleri olası mıdır?

Moderatörün bir tek görevi vardır: katılımcıların her kağıt parçasının – aşağıda gösterildiği gibi büyük bir kağıt üzerine çizilecek olan – İmkanlar Haritası üzerinde nerede konumlandırılacağı üzerinde hemfikir olmalarını sağlamak:

– Bu kağıt neden özellikle burada bulunmalı??

– Neden skalanın biraz daha içine doğru ya da dışına doğru değil?

–  Buranın doğru yer olduğu konusunda gerçekten hemfikir misiniz?

til_4_1.png

 

Üçüncü görüşme turu (önce temel gruplarla, sonra peojelere göre):

Öncelik tanıma ve önlemlere yönelik öneriler

1. Tartışma ve öncelik tanıma

  • Masa moderatörü temel gruptan olan katılımcılara imkanlar haritasını tanıtır. Herhangi bir kağıdın yanlış yerleştirildiğini düşünen birileri varsa, kağıtın bulunduğu yerden, temel grubun bulunmasını uygun gördüğü yere bir ok işareti çizilir.
  • Tartışma: demokratik toplumsal bir gelişme için hangi olaylar ya da aktiviteler – olumlu ya da olumsuz – en büyük etki gücüne sahiptirler? Soruyu daha somut hale getirebilmek için aşağıdaki demokratikleştirme stratejileri listesinden faydalanabilirsiniz:

1. dahili, Yaşam simidi yardımıyla örgütsel seviyede

2. harici, ulusal ya da uluslararası seviyede: ett rättighetsbaserat arbete i syfte att haklar temelinde şu amaçla yapılan bir çalışma:

  • sivil toplum içerisindeki diğer örgütleri güçlendirmek
  • YD kurumlarını güçlendirmek (politik sistemin girdileri -input)
  • Kamu sektörünü ve özel sektörü etkilemek (sistemin çıktıları – output)
  • Öncelik tanıma: her katılımcı dört kağıt parçasını kalemle belirgin bir şekilde işaretler 25 dk

2. Önlemlere ilişkin öneriler

Her örgüt imkanlar haritasındaki kendi kağıt parçacıklarından hareket eder. Kendi projenizi demokratik doğrultuda daha da güçlendirebilmek için iki önlem planlayınız.

  • planını, önerilerinizin ne şekilde kabul ettirilip uygulanacağını da gözönünde bulundurarak gerekli şekilde doldurunuz ve tanıtıma hazır hale getiriniz :
Önlemler
Uygulama
 

Başlık

 

Maddeler halinde
tanımlama:

 

 

 

 

 

 

Başlık

 

Maddeler halinde
tanımlama:

 

 

 

 

 

 

Ortak tanıtım ve tartışma

  • İmkanlar haritaları her projenin önlem planlarıyla birlikte duvarlara iliştirilir.
  • Tüm katılımcılar asılı olan planları inceleyip okurlar. Herkes özgürce en çok ilginç bulduğu üç önlemin yanına minik pullardan (bkz Metot bankası) yapıştırır
  • Sorular ve tartışma

Çizgi (bkz Metot bankası)

  • Konferansı gayrete getirici ve teşvik edici buldunuz mu?
  • Yeni düşünceler edindiniz mi?
Share:Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPrint this page
na , Sivil Toplum ve Demokrasi, Uygulama kategorisine gönderildi

Sivil toplum ve demokrasi

Tıpkı bir İsveç kalkınma yardımı kurumu olan SIDA’nın temel prensiplerinde olduğu gibi, sivil toplumu demokratik bir toplumsal gelişmenin önemli bir parçası olarak görmek olağandır.[i]Sivil toplumun dört toplumsal sektörden biri olarak alındığı bir modelden hareketle sivil sektörün demokratik önemine ilişkin üç argüman üzerinde duracağız.

  • sivil sektör bağımsız örgütlenmeler için bir arenadır
  • sivil sektör güven yaratıcıdır
  • sivil sektör demokratik süreçler için bir arenadır

Şu kanıdayız: sivil sektörün demokratik toplumsal gelişmeye en önemli katkısı, iktidar ve sorumluluk olguları karşısında yurttaşça bir tutum almayı geliştirmesidir.

Sivil sektör – bağımsız örgütlenme için bir arena

Yerine getirdiği göreve bağlı olarak her sosyal gruplaşma – sabit örgütlenmelerden gevşek iletişim ağlarına kadar – aşağıdaki dört toplumsal sektörden birinin içerisinde yer alır:

img4_1.png
  • resmi kurumlar politik kararları yerine getirir ve kamu hizmeti sunarlar
  • şirketler, diğer sektörler için mal ve hizmet üretiminde bulunurlar
  • aile, tüketim ve yeniden üretim için temel sosyal birimdir
  • sivil toplum örgütleri ve iletişim ağları, kurumsal olarak diğer sektörlerdeki örgütlenmelerden bağımsızdırlar ve kendi amaçları için çalışırlar

Pratikte, farklı sektörler arasındaki sınırlar oldukça akışkan olabilir. Örneğin, hisse senetlerinin tamamı gönüllü bir derneğe ait olan ticari bir yayınevini düşünelim; burada yayınevi şirketler sektörüne, dernek ise sivil sektöre yerleştirilebilir. Bir sektörde yapılanlar diğer sektörde alınan kararlarla belirlenir. Peki politik bir partiyi nereye yerleştirmek gerekir? Seçimlerde adaylar gösterip kampanyalar yürüten ve üyelere dayalı bir örgütlenme olarak partiler sivil sektöre dahildir. Ama seçimi kazanır da bakanlıkları ve devlet yönetimini ele geçirirse, resmi kurumlar sektörüne dahil olur.

Bu sınırları belirleme problemi, birçoklarının sivil toplumu bağlantılandırdıkları bir duruma hem ışık tutuyor hem de sorunsallaştırıyor: bağımsız örgütlerin resmi kurumları kontrol altında bulunduruyor olmaları.

Tarihsel olarak, bağımsız örgütler kurabilmek için verilen mücadeleler, sıklıkla YD bir yönetime ulaşma yolunda motor vazifesi görmüşlerdir. Örnek olarak, 1970’li ve 80’li yıllarda Polonya’daki Dayanışma sendikal hareketi, 19.yy’ın sonlarında İsveç’teki bağımsız halk hareketlerini gösterebiliriz. Bu anlamda, güçlü bir sivil toplumun ortaya çıkması bir çok ülkede ulusal düzeyde YD yönetimlerinin gelmesini çabuklaştırmıştır.

Böyle bir gelişimin dünyanın başka taraflarında nasıl sağlancağı konusu, birçok resmi kurumu ve kalkınma örgütlerini meşgul etmektedir. Bu durum bir ikilemi de beraberinde getiriyor: resmi bir kurum, kurumsal bağımlılık yaratmayacak bir şekilde bağımsız örgütleri nasıl destekleyebilir?

Sivil sektör – güven yaratan bir arena

Sivil toplumu güven yaratan bir arena olarak görme düşüncesi, Robert D. Putnam’ın ampirik araştırmalarından sonra büyük ölçüde yaygınlık kazandı.[1] Bu görüş kısaca, bir araya gelerek konuşan ve görüşen insanlar arasında, sosyal sermaye olarak adlandırılan güven ve dayanışma duygusu yaratan bir bağ oluştuğunu savunur. Başkalarının işbirliği yapma isteğini gören, kendisi de işbirliğine daha fazla eğilim gösterir. Bu sosyal sermaye, demokrasiyi teşvik eder ve onu ekonomik gelişmeye dönüştürebilir. Tersi bir durumda, eğer sivil sektör alanındaki örgütlerin birçoğu üyelerinin büyük çoğunluğunu tıpkı 20.yy’ın sonlarında  bir çok ekonomik olarak gelimiş ülkede olduğu gibi – özellikle ABD’de – kaybederlerse, bu güvensizliği, izolasyonu ve yabancılara karşı şüpheciliği beeraberinde getirir. Ve sosyal sermaye zayıflar.

Bazı soru işaretleri

Putnam’ın araştırmaları ve bu araştırmalardan çıkan sonuçlar birçok ülkenin gelişme stratejisini etkiledi. Aynı zamanda, güçlü bir sivil toplum ve iyi işleyen bir demokrasi arasındaki bağlantıya ilişkin canlı tartışmalar devam etmektedir.

İki örnek:

  • Bu bağlantı hangi yöne doğru meyilli? Örneğin uluslararası standartlarla karşılaştırıldığında, kendi resmi kurumlarına çok yüksek güven duyan İsveç’liler, buna karşın temsili yönetimlerine daha az güven duyuyorlar.[2] Bu, resmi kurumların kilit önemde olduğunun bir göstergesidir. Onlar makul ölçüde ve yasal çerçevede bir işleve sahiplerse, sosyal sermayenin gelişimini de teşvik ederler.
  • Sosyal sermayeyi aşındıran – örneğin Hell’s Angels gibi – örgütler de vardır. Bunlar yine de sivil topluma dahil midirler? Diğer toplumsal sektörlerden bağımsız oldukları sürece, evet. Varsın Hell’s Angels üyelerin, tepedeki güçlü liderler tarafından yönetildiği hiyerarşik bir örgütlenmeye sahip olsun, ama yine de bir yaşam stili yaratmaya çalışan – bu stil bir çok kriminal çete için model teşkil ediyor – bağımsız bir örgütlenme. Bu kriminal gruplar içerisinde sadakat ve bağlılıkzorunlu bir kültür haline gelmiştir. Onları birbirine bağlayıp düğümleyen bu sermaye dışarıdakiler üzerinde korku ve güvensizlik yaratıyor. Bu da farklı grupların ve toplumsal sınıfların barış içinde bir arada yaşamaları ve farklı görüşlerdeki insanların birbirlerine tahammül etmelerini sağlayan yapıcı sermayeyi aşındırıyor.

Bu karşıt örnek bir siyaset sorusu uyandırıyor: demokratik bir toplumsal gelişmeye katıkıda bulunabilmek ve desteğe layık olabilmek için, sivil sektördeki örgütlenmelerin yaşam simidi ölçütlerinde yaklaşık demokratik olmaları gerekmez mi? Yoksa onların şiddete ve suça karışmıyor olmaları yeterli midir?

Sivil sektör – demokratik süreç için bir arena

Şirket ve resmi kurumlarda karar yetkisi küçük yönetici gruplarla sınırlıdır. Beceri ve etkinliğin ön planda tutulduğu bu yönetimsel ve kar amaçlı birimler kurumsallaşmışlardır. Aileye gelince, hem hukuksal olarak hem de gündelik yaşamda çocuklar ebeveynlerinin vesayetindedir. Bu nedenle de bu toplumsal sektörlerdeki örgütsel yapılanmalar nadiren demokratik prensiplere dayanır. Buna karşın sivil sektörde insanlar amaçları için gönüllü olarak bir araya gelirler. Birbirlerini eşit ve bağımsız insanlar olarak görüyorlarsa eğer, o halde kendi örgütleri için de demokratik bir yönetim modeli seçmekte de özgürlerdir.

Özgürlerdir, ama mecbur değillerdir. Sivil sektör içerisindeki yaklaşık demokratik süreçlerin  ne ölçüde yaygın olduğu tartışmaya açık bir sorudur. Amaçlara çoğu zaman  anarşist iletişim ağları biçimindeki işbirlikleriyle daha rahat bir şekilde ulaşılır.

Demokratik süreç – toleransa ilişkin bir egzesiz programı

İnsanlara demokrasinin en çok hangi yönünü takdir ettikleri sorulduğunda, verilen yanıt genelde katılımcılık olur.[3] Demokratik bir sürecin içermesi gereken tolerans programını hayata geçirebilme, bu katılımcılığın getirdiği birliktelik ruhunu pratikte vazgeçilmez bir şart kılar.

Her hangi bir dernekte aktif yer almış insanların çoğu, kimi zaman görüş değiştirmek, bazen önemli şeylerden taviz vermek, bazen de geçimsiz insanlara müsamaha göstermek zorunda kalmış olduklarını bilirler. Zaman zaman da tüm çabalara rağmen bir anlaşmaya varılamadığına ve üstüne üstlük tek çıkar yol olan oylamaya gidildiğinde de  oylamada kaybedildiğine tanık olmuşlardır.

Bağlayıcı kolektif kararların alınmadığı bir iletişim ağında böylesine yıpratıcı dert ve sıkıntılarla karşılaşılmaz. Ya da demokratik prensiplere boşverilerek tüm yetkileri, dernekte yapılacak herşeye ve kimlerin çıkarlarının önplanda tutulacağına karar verecek olan bir lidere aktarmak da mümkündür. Her iki durumda da demokratik bir sürecin katılımcılarının karşılaşmak durumunda olduğu,  başkalarının görüşlerinin bizimkiyle çatışabileceği gerçeğini kabullenmeyi öğrenmek olanağından yoksun kalınmış olunur.

Açık üyelik

 

Sivil toplumun demokratik bir arena olmasıyla bağlantılı diğer bir yönü de açık üyeliktir. Kendi koyduğu şartlar uyarınca yeni üyeler kabul eden ve belli vasıflarda eleman alan kapalı bir örgütlenme yapısı şu veya bu şekilde ayırımcıdır. Amaçlarını paylaşan herkese açık olan bir örgüt, her üyenin çıkarlarını göz önünde bulundurduğu taktirde kapsayıcı bir yapıya kavuşur. Böyle bir örgüte isteyen herkes üye olabileceği gibi, ne kadar aktif olunacağına üyelerin kendisi karar verir: derneğin çalışmalarına aktif katılmak ya da kongrede bileşimine ve izleyeceği çizgiye karar verilen bir yönetim kurulu tarafından temsil edilmeyi tercih etmek gibi.

Bu temsiliyet boyutu çoğunlukla unutulur. Ama gerçekte, üye sayısına bağlı olarak küçük ya da büyük olan örgütü, belli toplumsal çıkarların meşru bir sözcüsü kılan bu boyuttur. Bu, yaptıkları eylemlerle toplumun çıkarlarını en iyi şekilde savunduklarını iddia eden ve herhangi bir örgütsel bağlantısı olamayan aktivistler için kötü bir mesajdır elbette. Onlar kendilerinden başka kimi temsil ederler? Onların amaçları takdir edilebilir ve desteğe layık olabilir, ama demokratik bir temel üzerinde çalışmadıkları açıktır.

Tar man principen om det öppna medlemskapet på allvar får det konsekvenser för vilken typ av organisationer inom den civila sektorn som en myndighet bör samarbeta med eller stödja. Det skapar också dilemman för professionella hjälporganisationer: hur kan exempelvis en biståndsstiftelse, som inte själv är en öppen sammanslutning, argumentera för att de organisationer man vill stödja bör vara öppna? Açık üyelik prensibi ciddiye alınacak olursa, resmi kurumların sivil sektör içerisindeki hangi örgütü muhatap alıp işbirliği yapacağı veya destek sağlayacağı kararları konusunda doğrudan etkisi olur. Bu durum, profesyonel kalkınma yardımı örgütleri için de bir ikilem teşkil ediyor: örneğin kendisi açık olmayan bir yardım vakfı, yardımda bulunacağı örgütlerin açık olması koşulunu nasıl açıklayabilir.

İktidar ve yurttaşlık

Demokratik işleyişe sahip olmak isteyen bir örgütsel yapı kurulduğu zaman, paraya, cinsiyete, eğitime, sınıfa veya başka herhangi bir kaynağa dayalı hiç bir iktidarsal yapılanmanın ortak alınacak kararlarda etkisi olamayacağına dair pratikte zımni bir anlaşma sağlanır. Eşit davranma ve kişisel bağımsızlık kuralı normalarının dayandığı temel aslında budur.

Bu radikal ama ütopik olmayan bir tavırdır. Sürecin farklı evrelerindeki eksiklikleri gidermeye ilişkin – en azından örgütsel düzeyde uygulanabilecek – göreceli basit metotlar vardır. Bununla birlikte tarışmaya açıktırlar. Bu tür tedbirler iktidarın yeniden bölüşülmesi anlamına gelir: bazı üyeler alışılandan daha az bir etkinliğe sahip olurken bazıları da daha çok etkinlik sahibi olur. Fakat gerçek ortadadır: demokratik süreç egaliter (eşitlikçi) prensiplerin koz olarak kabul edildiği bir iskambil kartı oyunu gibidir ve sivil sektör içerisinde bu kartları öne sürmeye karşı hiç bir kurumsal engel yoktur.

Açık ve eşit üyelik kuralına dayalı bağımsız örgütler insanlara, ilgi duydukları konularda başkalarıyla birlikte çalışma yapma ve yetki paylaşımı fırsatı verir. Bu yurttaşlık deneyimleri, sivil sektörün demokratik bir toplumsal gelişmeye yaptığı en büyük katkıdır. Bunlar aynı zamanda ulusal ve uluslararası ölçekteki konularda yurttaşlık perspektifini güçlendirmeye yarar.

[i] Bkz SİDA, Sivil topluma Katkı, Edita 2007

[1] Robert D. Putnam, İşleyen Demokrasi, SNS 1996 ve Yalnız Bowlinci, SNS 2001

[2] Bo Rothstein, Sosyal tuzaklar ve Güven Sorunu, SNS 2003

[3] Bkz bu kitabın önsözü.

Share:Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPrint this page
Arkaplan kategorisine gönderildi