Blog Arşivleri

Hukuk devleti ve YD ülkesi

Amaç

  • katılımcılara, somut bir durum incelemesi yaparak, hukuk devletiyle, yaklaşık demokratik bir ülke arasındaki bağlantı üzerinde düşünme olanağı vermek.

1. Danimarka ve İsveç arasındaki futbol karşılaşması

2007 yazının başlarında Danimarka ve İsveç, Avrupa Şampiyonası eleme maçlarında karşılaşmak için biraraya geldiler. İsveç birinci yarıda 3 gol atmayı başardı. Ev sahipliği yapan Danimarka ise ikinci yarıda kendisini toparlayarak maçın 3-3 olmasını sağladı. Birbirleriyle ezeli düşman olan iki milli takım harika bir oyun çıkarmış ve tribünlerden maçı izleyen 42 000 taraftar arasındaki ortam oldukça olumluydu. Maçın 89’uncu dakikasında İsveç’li bir oyuncunun karnına yumruk atan Danimarka’lı bir oyuncu kırmızı kart görerek oyundan çıkarıldı ve İsveç takımına penaltı hakkı doğdu.

Bu sırada hızla sahaya fırlayan Danimarkalı bir seyirci hakeme saldırdı. Bunun üzerine hakem maçı durdurdu ve İsveç milli takımını hükmen 3-0 galip ilan etti.

 

 

2. Küme çalışması (bkz Metot bankası)

  • Hakemin maçı durdurması doğru muydu?

3. Tartışma

  • Kümeler arasında dolaşarak, getirilen argümanları not edin.
  • Argümanlarını ağırlıklı olarak UEFA’nın disiplin kurallarına dayandıran kimseler var mı?

Madde 19 § 1:  Bir maç tam olarak oynanamaz veya tamamlanamazsa, sorumlu olan  federasyon ya da kulüp maçı hükmen kaybeder(…)

§ 2:  14. maddenin 1. bendi uyarınca, çok ciddi bir durum sözkonusu olduğunda sorumlu olan federasyona ya da kulübe karşı birden fazla yaptırım uygulanabilir.

Madde 14 § 1:  Maçı kaybetmiş sayılan her takım için maç, hükmen 0-3 yenilgiyle sonuçlanmış sayılır  (…)

  • Daha sonra yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, hem Danimarka ve hem de İsveç’te çoğunluk hakemin doğru karar verdiği kanaatindeydi. Yalnızca bir spor yazarı aslında maçın devam etmesi gerektiğini ileri sürünce, kızgın okuyuculardan yığınla protesto e-mail aldı. Kamuoyundaki bu görüş birliği nasıl yorumlanmalı?

4. Gözden geçirme

  • Futbol, biçimsel ve içerik olarak kurallarla yönetilen ama demokratik olmayan bir oyundur. Bu formel kurallar – aslında futbolun ne olduğunu açıklamayan – dört madde halinde açıklanabilir:
  1. 1.      Hakem ve diğer görevliler tarafsızdırlar
  2. 2.      Kurallar önceden belirlenmiştir ve maç esnasında değiştirilemezler
  3. 3.      Oyuncular ve görevliler saldırıya maruz bırakılamaz.
  4. 4.      Hakem kararına itiraz etmenin yolu açıktır.
  • Böyle bir oyun ve bir hukuk devleti arasında aşağıda göreceğimiz açık benzerlikler vardır:
  1. 1.      Eşit davranma normu hukuk sisteminde geçerlidir. Herkes yasa karşısında eşittir (Yasal eşitlik)
  2. 2.      Cezasız suç olamaz ve yasalar keyfi olarak değiştirilemez. (Hukuksal teminat)
  3. 3.      Hiç kimse resmi kurumlar tarafından tacize veya yasal olmayan şiddete maruz bırakılamaz(Hukuksal güvence)
  4. 4.      Yasadışı bir davranışa maruz kalan herkes hukuksal yola başvurmak için yardım alır (Hukuksal yardım edinilebilirlik)

5. Tartışma

  • Kurallarla yönetilen bir futbol maçıyla bir hukuk devletini karşılaştırmak yerinde midir ya da aradaki fark karşılaştırma yapılamayacak kadar büyük müdür?
  • Eğer karşılaştırma yerindeyse, bir futbol maçı yaklaşık demokratik değilken, bir hukuk devleti yaklaşık demokratik olmak zorunda mıdır?
Share:Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPrint this page
na , Ulusal Seviyede, Uygulama kategorisine gönderildi

Yaklaşık demokratik bir ülke

ABC modelinin ölçütlerine göre demokrasi idealine ulaşmaları için epey yol katetmeleri gereken bazı ülkeler, yine de, serbest seçimler, ifade özgürlüğü ve diğer  kurumsallaşmış haklardan dolayı demokratik olarak kabul edilirler. Bu büyük ölçekteki temsili sistemler, önemli bir eşiği geçmiş olmalarından dolayı “Yaklaşık Demokratik Ülke – YD-ülke” ler olarak adlandırılmaya hak kazanıyorlar. Burada, haklar temelindeki bu sıradan demokrasi bakışının ABC modeli ile bağlantısını açıklığa kavuşturuyoruz.

  • ABC modeline ilişkin temel demokratik prensipleri, Yaklaşık Demokratik bir Ülke’yi (YD-ülke) belirleyen başlıca özelliklerle karşılaştırmak
  • Bu özelliklerin yerine getirilebilmesi için hangi politik kurumların bulunması gerektiğini gözden geçirmek. Bunlar BM Beyannamesinde karar altına alınan politik ve vatandaşlık hakları üzerine dayandırılır.
  • YD kurumlarını cankurtaran simidinin etrafına yerleştirin ve ABC-modelinin demokrasi kriterleriye bağlantısını ortaya çıkarın. Modeldeki kriterler ölçüt alındığında bu ülkeler ancak Yaklaşık Demokratik olabilirler.
  • Bir YD yönetimine geçebilmeyi başarılı kılabilmek için şart olan politik görüşmeleri ele alın. YD kurumlarını, bir ülkeyi hukuk devleti yapan bir dizi kurumsal haklardan ayırtetmeye çalışın.

 

ABC-modeli, ortak sorunlar konusunda hiç kimsenin bir diğerinden fazla erk sahibi olamayacağı bir örgütsel yapılanmayı gözler önüne seriyor. Küçük gruplar içerisinde bu belki mümkündür fakat dünyada hiçbir ülke bu ideale ulaşamaz. Dünyadaki ülkelerin çoğundaki politik kurumsallaşmalar, uzun ve çoğunlukla kanlı politik mücadelelerin ve iktidar ilişkilerinin bir sonucudur. Bu nedenle de ulusal seviyedeki politik sistemle, demokrasinin temel prensiplerinden olan Eşit davranma ve Kişisel bağımsızlık kuralı arasında bir bağlantı bulabilmek çok zordur.

 

Farklı mülkiyet ilişkilerine, hukuk sistemine, seçim sistemine ve politik kurumlara sahip ülkeleri karşılaştırmak mantıken doğru mudur gerçekten?

Evet, her zaman şu temel soru yöneltilebilir: vatandaşlar, memnun olmadıkları politik liderleri şiddet kullanmadan alaşağı etme gücüne sahipler mi? Bazı ülkelerin demokratik sayılıp diğerlerinin sayılmayışında aşılması kastedilen önemli eşik budur işte.

ABC Prensipleri ve YD bir ülkenin göstergeleri

1. Temsili yönetime dayanan büyük ölçekli örgütsel yapılanmalar

18. yy’ın sonlarına doğru meydana gelen Amerika ve Fransız devrimlerinden önce, böylesine büyük örgütsel yapılanmalara eşitlik düşüncesini uygulamak hiç akla bile gelmemişti. Milyonları bulan halk topluluklarının ortak konularda karar almak için bir yerde toplanmaları imkansızdı elbette. Fakat eğer vatandaşlar belirli aralıklarla, bir dizi temsilciyi seçerlerse eğer ve bunlar da bir parlamento çatısı altında toplanarak bir dahaki seçime kadar halkın yerine idare edebileceklerdi. Temsili yönetim kısa sürede otoriter elit yönetimlerin egemen olduğu bir dünyada demokratik alternatif olarak görülmeye başlandı – bir politik filozof olan Jean Jacques Rousseau ise seçilen temsilcilerin de diğer elitler arasından gelen elitler olduğunu ileri sürerek itiraz ediyordu.[1]

2. Politik olarak eşit vatandaşlar

Ülkedeki yetişkinlerin büyük çoğunluğu politik eşit vatandaşlar olarak görülmeli ve özgür ve tarafsız seçimlerin yapılacağı kurumlar bulunmalıydı. Bu, 19.yy’da genel ve eşit oy hakkını elde etmek ve kurumsallaştırabilmek için başlatılan mücadelenin temelini oluşturacaktı. Uzun bir süre sadece erkeklerin çıkarlarına odaklanıldı. Fakat 20.yy’ın ortalarına doğru artık kadınlar da mücadele ederek dünyanın bir çok yerinde politik eşitliği elde etmişlerdi. Herkese Eşit davranma normu böylece onları da kapsayacaktı.

 

 

3. Bağımsız vatandaşlar
Bir YD ülkede, vatandaşlar kendi seçimlerini yapabilecek durumda olmalılar. İstemedikleri yöneticilere karşı açık muhalefet etmek ve barışçıl yollardan onları düşürebilmek için, vatandaşların güçlü bir muhalefeti yaratabilecek örgütlenme özgürlüğüne sahip olmaları gerekir. Baskı korkusu olmadan kendilerini özgürce ifade edebilmeleri ve farklı kaynaklardan bilgi alma imkanına sahip olmaları gerekir. Bu noktada insanların özgür hareket edebilme ve düşünebilme imkanlarına güvenmek; onların kendi çıkarlarını koruyabilecek kapasitede olduklarını kabul ederek Kişisel bağımsızlık kuralını uygulamaktır sözkonusu olan.

 

Yaklaşık Demokratik bir Ülke

Ulusal seviyede demokrasiye haklar perspektifinden hareketle yaklaşılır. Yaklaşık demokratik bir ülkede resmi kurumların yurttaşlarla olan ilişkilerinde yapılabileceklerin sınırlarını belirleyen işlevsel kurumlar vardır. Bunlar genelde kabul gören mekanizmalar ve yöntemlerdir. Her birey böylece pratikte bir dizi politik ve yurttaşlık haklarıyla korunma altına alınır:

  • Halk tarafından seçilmiş liderler ve seçimde aday olma hakkı, yönetimi temsili kılar
  • Seçimler özgür ve tarafsız ise ve genel ve eşit oy hakkı geçerliyse, bu yetişkinkinlerin büyük çoğunluğunun pratikte politik eşit yurttaşlar olduğu anlamına gelir.
  • İfade ve dernek kurma özgürlüğü varsa ve vatandaşların alternatif bilgi kaynaklarınaulaşma imkanı varsa, bu durumda her hangi bir baskıya maruz kalma korkusu olmadan çıkarlarını koruyabilmek için örgütlenebilirler. Bu durumda, şiddete başvurmadan politik liderlerini düşürme imkanları da var demektir. Onlar, önceden sonucu belli olmayan seçimler vasıtasıyla, kendi adaylarına oy verip onları belirleyebilirler.

Bir ülke demokratik olarak tanımlandığında akla gelen, genelde yukarıdaki özelliklerdir. Fakat demokrasi sözcüğü duygu ve yorum yüklüdür ve çeşitli şekillerde kullanılır. Liberal vebatı demokrasisi diğer nitelendirmelerdir. Robert A. Dahl polyarki terimini lanse etti. ABC-modelini geliştiren bizler ise, Dahl’ın demokrasi teorisinden hareketle yaklaşık demokratik ülkeler adlandırmasını tercih ediyoruz.

YDÜ kurumları, cankurtaran simidi ve demokrasi kriterleri

img3_2.png

Yukarıdaki cankurtaran simidi, bir YD ülkesinde seçim dönemine ilişkin politik süreci tasvir ediyor. Cankurtaran simidinin etrafında, her bir demokrasi kriterinin yerine getirilmesi için bulunması gerekli olan – ama  yeterli olmayan – YD kurumlarını gösterdik. Seçilmiş politik liderler ve Seçimlerde aday olma hakkı dahil değil. Bu iki kurum, sistemin demokratik olmasından ziyade temsili olmasını garanti eder.

Aşağıda ele alacaklarımız, genel ve eşit oy hakkının, Herkesi kapsayıcı ve Eşit oy hakkı şartlarının yerine getirilmesinde en iyi koşulları sağladığını ortaya çıkarıyor. Bunun dışında, YD kurumları ile demokrasi kriterleri arasındaki bağlantı çok tartışma götürür, bu da bu ülkelerin devasa örgütsel yapılanmalar olduklarından dolayı yönetim sistemindeki temsili ögenin dominansından kaynaklanır.

ABC modelinden hareketle, en fazla, yaklaşık demokratik ülkeler vardır sonucuna varabiliriz. Bir de pratik de, temsili demokrasi ile direk demokrasiyi birbirinden ayırdetme alışkanlığı vardır. Bu da yanıltıcı bir ayrımdır. Büyük ya da küçük hiç farketmez, sürekliliği olan her örgütsel yapılanmada mutlak bir yönetim kurulu vardır. Derneksel yaşam dahi – ki genellikle direk demokrasinin bir okulu olarak görülür – temsili yönetimle yürütülür.

Herkesi kapsayıcılık

Herkesi kapsayıcılık ilkesi genel oy hakkı şartına bağlıdır. İsveç’te şimdilerde “yurttaş” kelimesi, “oy kullanabilen kişi” tanımıyla eşdeğerdedir. Bu durumda kriter zaten doğal olarak yerine getirilmiş demektir, bir istisnayla ki, göçmenler 3 yıl, çocuklar ise 18 yıl beklemek zorundalar oy kullanabilmek için.

Gündeme hakim olmak

Burada gerekli olan özgür ve tarafsız seçimlerdir. Eğer seçimlere ve seçim bölgelerine hile karışmışsa, yurttaşların kendilerine temsilci olarak görmek istedikleri kişiler değil de, olasılıkla başka bir politika güden başka kişiler seçilir. Yurttaşların devletin ne yapması gerektiğine dair görüşlerinin parti programlarında ve seçim kampanyalarında yansıma bulabilmesi için, dernek kurma özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve alternatif bilgi kaynaklarının da olması gerekir.

Fakat bir noktaya dikkat çekmek gerekir, italik harflerle yazılmış kurumların hepsi yurttaşlara gündemi kontrol etme olanağından ziyade kendi temsilcilerini kontrol etme imkanı verir. Politik gündeme hangi konuların alınacağına ve hangi kararların çıkacağına ilk elde karar verenler temsilcilerdir, vatandaşlar değil.

Diğer bir gerçek de son yıllarda artık politik liderlerin hareket alanlarının oldukça daralmış olmasıdır. Devam eden küreselleşme sürecine paralel olarak ulusların egemenlik alanları da sınırlanmaya başlamıştır.

Etkin katılım

Dernek kurma özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve alternatif bilgi kaynakları, yurttaşların katılımının etkin olması ve seçim kampanyalarının istenilen sonucu vermesi bakımından vazgeçilmezdir. Ne var ki bu yetmez, bunların yanısıra para, zaman, bilgi kaynaklarına ulaşma imkanları vb de gereklidir. Bu kaynaklar ne kadar dengesiz bir şekilde dağılmışsa, vatandaşların kendilerini duyurabilme olanakları arasında o kadar fark var demektir ve demokrasi kriterleri de bir o kadar eksik yerine getirilmiş anlamına gelir. Eğer politik partiler geniş kitleleri siyasi sürece katmayı başarabilirlerse katılım daha etkin hale gelir. Bu başarılamadığı taktirde, vatandaşları pek de kapsamayan farklı çıkar gruplarının etkileme gücü artar.

Burada en önemli kıstas seçime katılma oranındaki değişimlerdir. Katılma oranında düşme kaydediliyorsa, bu, politikanın artık halkın kendisini pek de içinde görmediği elit kesime ait bir arena haline dönüştüğünün göstergesi demektir.

Eşit oy hakkı

Şayet eşit oy hakkı geçerliyse, seçimler özgür ve tarafsızsa, seçim esnasında yurttaşların eşit düzeyde etkileri var anlamına gelir.  Bu, vazgeçilmez olan YD kurumlarının, cankurtaran simidinin şartlarını karşılıyor olması ve temsilcilerin seçilmesine ilişkin önkoşul yerine getiriliyor demektir.

Aydınlatıcı anlama

Bilginin güvenilir olması için, dernek kurma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü şarttır. Bilgiyi tekeline almış olan politik liderlerden gelen mesajların ne derece inandırıcılığı olabilir? Bu nedenle de kendilerini özgürce ifade edebilen çok sayıda bağımsız örgütlenmelerin -alternatif bilgi kaynakları – bulunması gerekir.

Bir yandan, kurumsallaşmış hakların koruması altında büyüyüp gelişen devasa bir medya endüstrisi var. Yurttaşlar bir yığın enformasyonla karşı karşıya. Demokratik süreci anlamaya yönelik önemli bilgilerin bu medya seli içerisinde yitip kaybolma eğilimi çok kuvvetli.

Öte yandan, hiç bir dönem bu kadar geniş bilgilenme imkanları olmamıştı. Bilgisayarın önündeki kısa bir an ve bir tuşu tıklama, istenilen bilgilere ulaşılmaya yetiyor. Ne var ki imkanlar herkes için aynı değil. Bu aynı zamanda eğitime devam etme süresi ve seviyesi ile de ilgili. YD ülkelerinde sınıf farklarından ortaya çıkan kaynakları bölüşmedeki dengesizlik cankurtaran simidindeki aydınlatıcı anlama şartının yerine getirilmesini engelliyor.

 

Demokratik başarı için politik koşullar

BM’in vatandaşlık ve politik haklara ilişkin beyannamesi, işlerliğe sahip YD kurumlarının oluşturulmasını, üye ülkelerin üzerinden geçmesi gereken bir eşik olarak şart koşar. Bu formel geçiş demokrasi sürecini belirleyen bir adımdır. Bu adımdan önce otoriter rejim, kendi konumuna tehdit oluşturan her şeye saldırabilir. Bu adımdan sonra ise, hiç kimsenin özel çıkarlarının karşılanacağı garantisi yoktur. Artık iktidar bir grup insandan, bir dizi kurala geçmiştir.[2] Bu adımın bir bedeli vardır: barışçıl bir geçiş, daha önce politik sistemi ellerinde bulunduranlara bazı ödünler vermeyi gerektirir. Onlar iktidar tekellerine son vermek için bazı konularda uzlaşma ve kurumsal garantiler talep ederler:

  • İsveç’te 19. yy’ın başlarında uzun süren görüşme ve müzakareler sonucunda sağ güçlerin iki kamaralı meclis ve nispi temsil sistemine ilişkin talepleri kabul edilmişti – bu her iki kurum, halk kitlelerinin hareketlendiği dönemde varolan düzeni korumaya yarayacaktı. Daha sonra kadınların da İsveç politik sistemine dahil edilmeleri için, politik mücadelenin yoğun olduğu bir on yıl daha gerekecekti.
  • Şili’de general Pinochet halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanı Allende’yi 1973 yılında devirerek kanlı bir askeri rejim kurdu. Saha sonra Pinochet 1989’da iktidarı parlamenter dokunulmazlık zırhı karşılığında halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanına bırakacaktı. On yıl sonra İspanya’daki bir yargıç onun bu dokunulmazlığını tartışma konusu yaparak, uluslararası hukuku çiğnediği gerekçesiyle İngiltere tarafından Şili’ye teslim edilmesini talep edecekti.[3]
  • Bazen de bir ülkenin demokratikleşmesinin yapılan pazarlıklar sonucu değil de politik çöküntüler sonucu olduğu görülür. Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra Rusya’da 1991’de özgür denilebilecek seçimler yapıldı. Bir süre sonra seçim sonuçları bir darbeyle tehdit edildi. Demokrasi hareketinin çok da kuvvetli olmayışına karşın başkan Jeltsin darbe tehditini savuşturmayı başardı. Darbeciler eski elit kesimi yanlarına almayı başaramamışlardı. Onlar o sıralar rejimin yeşil ışık yaktığı devasa özelleştirmelerden kendilerine pay almayı tercih edeceklerdi.[4]
  • Irak’ta ise 2003’ten bu yana, kanlı bir kaos durumu hakim. Bu ABD’nin orada şiddet kullanarak yaklaşık demokratik bir yönetim kurmaya çalışmasının bir neticesi. Bir gecede hem Irak ordusu hem de egemen Baas Partisi dağıtıldı – ama bu kez elit kesim yaşamlarını sürdürebilmek için bir garanti elde edemeyecekti.

Şiddet, hukuk devleti ve demokrasi

Şiddet araçlarının stabil bir iktidar grubu tarafından kontrol edildiği bir – veya birkaç küçük – devlette, politik mevcudiyetin kendisi tehdit altında olduğu için sürdürülebilir bir barışa gitmenin yolu oldukça güçlüklerle doludur. Yaklaşık demokratik bir yönetimin mümkün olabilmesi için,  çatışma halindeki tarafların ve onların taraftarlarının yasaları kendi tekellerine almalarını engelleyen en azından hukuk devleti benzeri bir kurumsallaşmanın olması gerekir.

Bir hukuk devleti çok da demokratik olmak durumunda değildir. Örneğin İsveç’te demokratikleşme öncesi, kadınların ve işçi sınıfının yasalar karşısında bir çok ayrımcılığa uğramalarına rağmen, yoksullar ve zenginler yasalar önünde yaklaşık bir eşitliğe sahiptiler. Eşiği yeni geçmiş ülkeler için tersi bir durum da söz konusu olabilir: Brezilya 2000’lerin başında yaklaşık demokratik bir ülke olmasına rağmen, ayrıcalıklı azınlık, refah düzeylerini yasalara hakim olmak için kullanırken, çok sayıda yoksul için yasalar geçerli olmuyordu – örneğin Sao Paoulo’nun favelalarında meydana gelen cinayetler hiç bir zaman aydınlatılmadı.

Toplumsal sınıflar, etnik ve dini gruplar arasındaki barışı uzun vadede sağlayabilmenin koşulu hukuk devletinden geçer. Böyle bir barış ise dayanıklı bir YD yönetiminin önkoşulunu oluşturur.

[1] Temsili yönetimin elitist özelliklerine ilişkin güncel tartışmalar için bkz Bernard Manin,Den representativa demokratins principer, SNS 2002

[2] Adam Przeworski, “Çatışmaların sonucu olarak olası demokrasi”,  demokrasiye ilişkine düşünceler Tidens förlag 1992, s 245 ff.

[3] Pinochet, Şili’nin de yönelttiği benzeri bir talep mahkemelerde görüşülme aşamasına gelmeden öldü

[4] Rusya’da demokratikleşme sürecini ileriye götürbilecek bir güçlü sivil toplum yoktu. Bunun yerine anlaşmalar elit kesim arasında yapılmaya devam etti ve 2007’de YD kurumları üzerinde kontrol sağlayan Başkan Putin otoriter bir yönetim kurdu.

Share:Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPrint this page
Arkaplan, Ulusal Seviyede kategorisine gönderildi