Blog Arşivleri

Üç temel soru

Hergün akla gelebilecek her türlü konuda birçok insanı ilgilendiren kararlar alınıyor. Bu süreç ne zaman demokratik olmalıdır ve bu ne anlama gelir?

Bu teorik arka planda söz konusu sorulara yanıt bulabilmek amacıyla demokrasinin ABC’si tanıtılmaktadır. İrili ufaklı çalışma gruplarından BM gibi küresel örgütlenmelere kadar her seviyede uygulanabilecek olan bu model üç aşamadan oluşmaktadır:

A. İlkönce demokrasiye karşı ne tür alternatifler bulunduğu konusuna açıklık getirmek gerekir

B. Böylece demokrasinin temel prensipleri ve bunların ne zaman geçerli olması gerektiği konusunda daha iyi koşullara sahip olunur

C. Demokratik alternatif seçildiği taktirde geriye takip edilecek yol ve yöntemin somutlaştırılması kalır.

img1_1.png

 

A. Alternatif yönetim biçimleri

Birçok insanı ilgilendiren sorunlar nasıl çözülür? Ya da daha doğru bir deyişle: kimler karar verici otoriteye sahiptir ve bu süreç nasıl yönetilmelidir?

Politikanın temel sorunlarından hareketle yapılacak bir formulasyon, barışçıl ya da şiddete dayalı alternatifler ayrımını görmeyi sağlar. Çoğunlukla bu aşama görmezden gelinir ve şiddete dayalı diktatörlüğe karşı barışçıl demokrasi dayatılır. . İyi olanı kötü ile karşılaştırmak polemiksel bağlamda etkili olsa bile, böyle siyah-beyaz bir dualizm bizi yalnızca iki alternatif olduğu sonucuna götürdüğünden yanıltıcıdır. Burada hareket noktası şiddete dayalı fiziksel güç kullanımının – demokratik ya da demokratik olmayan – politik düzeni değişime uğratmasıdır.[1]

Bir adım ileri giderek barışçıl çözümlere baktığımızda; bir uyuşmazlık sorunu, özgür görüşmeler ve müzakereler yoluyla  ya da tarafları karşılıklı olarak bağlayan önceden kurulmuş kolektif bir karar mekanizması vasıtasıyla çözümlenir.

Öte yandan, bir grup insanın saygı duyarak uyması beklenen bağlayıcı kolektif kararlar ilkesel olarak birbirinden farklı iki şekilde alınabilir: kararla ilişkisi olan herkes ya da az sayıda kişi tarafından. Bu muhakeme şekli aşağıda alternatif yönetim şekillerine ilişkin şemada örnek getirilerek açıklanmaktadır. Bu ideal bir modeldir, pratikte çoğunlukla alternatiflerin bileşimleri kullanılmalktadır.

img1_2.png

Demokrasinin üç olası yönetim şeklinden biri olarak sınıflandırıldığı bir varyant da, bundan 2300 yıl önce Yunanlı filozof Aristoteles tarafından ortaya atılmıştı.

Bu oldukça genel ve tarafsız olan şemada açığa çıkan diğer önemli bir çıkarsama da şudur:

  • Demokratik yoldan alınan kararlar örgütsel bir yapılanma içerisinde alınmalıdır. Örgütsel birlik olmadan demokrasi olmaz.

Birlik içerisinde karardan etkilenen üyeleri Halk ve karara katılanları da Yurttaş olarak adlandıracak olursak şu temel demokratik kimliği formule edebiliriz:

  • Halka dahil olan herkes yurttaştır ve hiç kimse halka dahil olmadan yurttaş olamaz.

img1_3.png

 

 

Azınlık yönetimi, elit yönetimi, vesayet

Azınlık yönetimi de bir kolektiviteye dayanır fakat  burada karar kapsamına giren herkes doğrudan ya da dolaylı olarak kararlarda söz sahibi değildir. Örneğin İsveç’te 100 yıl önce demokrasi mücadelesinin en yoğun olduğu zamanlarda ülke bir diktatörlük değildi. Demokrasi mücadelesi öncülerinin genel oy hakkı elde ederek son vermeye çalıştıkları, sınıflararası uçurumların damgasını vurduğu, azınlık yönetimine dayalı bir hukuk devletiydi

Bir çok bağlamda vesayet en uygun yönetim şekli olarak olarak görülür. Ebeveynlerin çocuk yetiştirmede kullandıkları otorite, pek seyrek sorgulanır. Okul ve eğitim sistemi içerisinde öğretmenlerin, öğrencilere eğitebilecek özel vasıflara sahip oldukları farzedilir. Resmi kurum ve şirketlerde ise işlerin özel vasıflara sahip şefler tarafından yürütülmesi doğal karşılanır.

Anarşi[2]

 

Uluslararası politika, herhangi bir kolektif karar organı tarafından yönlendirilmeyen anarşist sisteme tipik bir örnektir. Ülkeler özgür bir şekilde birbirleriyle görüşmeler ve müzakerelerde bulunurlar, bazen anlaşmaya varır bazen de varamazlar. Karşılıklı olarak işlerine geldiği – ya da güçlünün dayattığı – sürece anlaşmalara sadık kalırlar.

Piyasa başka bir örnek. Orada üreticiler ve tüketiciler malların ve hizmetlerin alım satımında özgür bir ilişki içerisindedirler. Sonuç, taraflar arasındaki paraya dayalı güçler dengesi tarafından belirlenir.

Bu anarşist karakterli özgür alternatif, son zamanlarda demokratik yönetim biçimlerinin aleyhine işleyecek şekilde yayılmaya başladı. Dünyanın her tarafında daha önce kollektif kararlarla yönetilen kamusal alanlara piyasa çözümleri getirildi. Ama aynı zamanda bir çok ülke oligarşik yönetimlerden daha demokratik yönetimlere geçiş yaptı. Uluslararası kalkınma örgütleri tarafından, yoksul ülkelere kredi verme ve borç silme karşılığında  bu değişimlerin yerine getirilmesi şart koşulur.

Demokratik ortayol

Azınlık yönetimi veya vesayet meşruiyetini liderlerin özel beceri ve vasıflarına dayandırır. Buna karşın, anarşist çözüm yöntemleri bireylerin eylem özgürlüğünü herşeyin üstünde tutar. Demokrasi, herkesin alınan ortak kararlara uymasını gerektiren ve iktidar bölüşümüne dayalı olan -bazen güçlüklerle dolu – bir ortayoldur.

Bu üç yönetim şeklinden hiçbirine pratikte saf bir şekilde rastlanmaz. Bir kararın bir azınlık tarafından mı yoksa karardan etkilenecek olan herkes tarafından mı alındığının sınırlarını çizmemiz mümkün müdür örneğin? Bu sorun temsiliyete dayalı büyük ölçekli politik sistemlerde giderek güncellik kazanıyor. En iyi durumda, halk tarafından seçilmiş liderler, politik kararlarını seçmen çoğunluğunun çıkarları doğrultusunda verirler – en azından batı demokrasileri kendilerini bu şekilde görmek istiyor. Ne var ki, iktidar tekelini elinde bulunduran sınırlı bir elit olmamasına rağmen, oralarda da kararlara herkes katılmaz. ABC modelinin ölçülerine göre temsili sistemi, oligarşi ve demokrasi arasında bir yerlere yerleştirmek mümkündür.

B. Demokrasinin koşulları ve temel prensipleri

Yöneticilerin özel beceri ve vasıflarının azınlık yönetimini meşrulaştırdığı örgütsel yapılanmalardan bahsetmiştik. Ayrıca bireysel özgürlüklerin herhangi bir ortak değerden daha üstün tutulduğu anarşist sistemlere örnek vermiştik. O halde demokratik bir yönetim şekli ne zaman aktüel olabilir ve hangi koşullara ve prensiplere dayanır?

1. Birliktelik

Herşeyden önce, insanların ortaklaşa karar vermek istedikleri sorunlar konusunda bir araya geldikleri sınırları belirlenmiş bir birlik, bir ortak ilgi birlikteliğinin olması gerekir. Buradan çıkacak kararların bağlayıcılığını peşinen kabullenebilmeleri için, üyelerin belli ölçülerde birbirlerine karşı güven duymaları ve kimliksel ortaklık içerisinde olmaları gerekir. Üyelere “biz” duygularını yaşatabilecek kolektif bir kimlik bulunmalıdır. Böyle bir birlik anarşist alternatifi dıştalamış olur.

 

2. Eşit davranma

Azınlık yönetimine karşı demokratik yönetim biçiminin tercih edilmesi, üyelerin  iki temel prensibe öncelik vermeleri koşulunu gerektirir. Herşeyden önce herkesin eşit değerde olduğu prensibi, ki bu eşitlik şartı olarak da açıklanabilir: her bir bireyin yararı eşit davranılmayı hakeder.

Bu şart ciddiye alındığı taktirde, oldukça radikal bir iktidar bölüşümü de kabul edilir. Herkes çıkarlarının yerine getirilmesinde eşit olanaklara sahip olmalıdır. Her türlü ayrıcalık, kaynağı cinsiyet, yaş, para, eğitim, sınıf, etnisite vs  farketmeksizin nereye dayanırsa dayansın, eşit davranma prensibine aykırıdır. Örneğin feminizmi bir demokrasi sorunu yapan da budur.

3. Kişisel bağımsızlık koşulu

İkinci olarak da, üyeler – yine iktidar ile bağlantılı olan –  bir kuralı kabul etmeye razı olmalıdırlar: Ne tür çıkar ve ihtiyaçların dikkate alınması gerektiğine karar verecek olanın kim olacağı. Burada demokratik yanıt şu olmalıdır: insanların kendisi. Üyeler, özel ya da örgütsel yapılanma içerisindeki ortaklaşa çıkarlarının ne olduğuna karar verebilecek kadar yetişkindirler.

Yalnızca eşitliği savunmak yeterli değildir. Her birey,  değerlendirme ve tutum belirlemede yeti sahibi sahip olarak görülmelidir. Bu Kişisel bağımsızlık kuralı olmadan, kendilerini entelektüel ve ahlaki olarak daha vasıflı hakemler ve vasiler olarak gören liderlerin öne çıkarak, başkaları üzerinde otorite kurmaya çalışmaları mümkündür.

C. Cankurtaran simidi ve demokratik bir sürecin kriterleri

Cankurtaran simidi

Bir grup insanın ortak noktalarının olduğunu anladıkları andan itibaren, konu etrafında tartışmaya başlamaları ve karar vermeleri oldukça uzun bir zaman alabilir. Ama, ister bir saat, isterse bir yılı alsın bu süreç, üyelik, gündem, katılım ve kararların farklı şekillerde düzenlendiği dört ayrı aşamadan oluşur.

Många sammanslutningar är mer eller mindre permanenta och fattar löpande det ena beslutet efter det andra. Då kan beslutsprocessen ses som ett cykliskt förlopp och åskådliggöras i nedanstående livboj, med start nere till vänster: Birçok örgütsel yapılanmalar şu veya bu şekilde kalıcı niteliğe sahip olup ardarda kararlar alma durumundadırlar. Karar sürecini aşağıdaki cankurtaran simidinde görüldüğü üzere -altta solda başlayan – dairesel bir gelişme olarak düşünecek olursak:

img1_4.png

İlk iki aşamada – üyelik ve gündem –  örgütsel yapılanma kendisini oluşturur. Katılımcıların kimler olduğu, ortak çıkarlar ve yetkiler açıklığa kavuşturulur. Daha sonra, belli bir konuda karar verebilmek için nasıl hareket edilmesine ilişkin tartışma ve görüşme aşaması başlar. Son olarak da, konu hakkında kesin kararın nasıl alınacağına ilişkin olan karar aşaması gelir.

Demokrasi kriterleri

Karar sürecinin farklı evrelerine demokrasinin temel prensiplerini uygulayarak dört somut demokrasi kriteri formüle edebiliriz:

1.      Herkesi kapsayıcılık. İlgili herkesin tam ve eşit yurttaşlar olarak karara katılma hakkı vardır. Hiç kimse dıştalanamaz. Bu da ayrımcılık ve dıştalamaya karşı uyanık olmayı gerektirir.

2.      Üyeler gündeme hakimdirler. Hangi konuların ele alınacağına onlar karar verir. Gündem dışarıdan biri tarafından belirlenemez.

3.      Etkin katılım. Tartışma evresinde herkes öneriler getirmede, düşüncelerini iletmede ve kendini dinletmede eşit olanaklara sahip olmalıdır.

4.      Eşit oy hakkı. Her hangi bir konuda nihai kararın alınacağı zaman herkes aynı derecede etkin olmalıdır. Bu noktada geçerli olan üyelerin tutum ve düşünceleridir, başka birşey değil.

Karar sürecinin tam demokratik olabilmesi için, süreçteki tüm evrelere damgasını vurması gereken bir şart daha vardır:

5.      Aydınlatıcı anlama. Üyeler, bilgilenme ve neyin kendi çıkarlarına daha uygun olduğuna ilişkin kanaat edinmede eşit ve reel imkanlara sahip olmalıdırlar.

img1_5.png

Örgütsel bir yapılanma uzun süreden beri faaliyet halindeyse, yapılanma evresi çoktan gerilerde kalmış bir aşama olarak kabul edilir. Dikkatler çok rahat bir şekilde şimdiye, yani cankurtaran simidinin sağ yarısında bulunan katılımcılık ve karar evrelerine yoğunlaşabilir. Fakat, işler yolunda gitmediği taktirde, nedenleri sürecin bir önceki evrelerinde aramak akıllıca olur. Çoğunlukla, örgütsel yapılanmanın oluştuğu zamandan bu yana varolan koşulların değişmiş olduğu görülür – yeni ilgi alanlarına sahip yeni üyelerin varlığı veya güncelliğini yitiren eski sorunların yerini çevresel koşulların değişimi sonucu tavır alınması gereken yeni sorunlara bırakmış olması gibi. Bu durumda karar mekanizmalarını gözden geçirip düzeltme ve demokrasi kontratını yenileme zamanı olgunlaşmış demektir.

Söz konusu olan küçük çapta bir işyeri, bir spor derneği ya da büyük bir ülke olabilir, hiç fark etmez, demokratik bir sürec şu beş şartı veya demokrasi kriterini yerine getirmek zorundadır: Herkesi kapsayıcılık, Gündeme hakim olmak, Etkin katılım, Eşit oy hakkı ve Aydınlatıcı anlama.

 

Dünyadaki hiç bir örgütsel yapılanma bu şartların hepsini yerine getirebilecek bir karar mekanizmasına sahip değildir – örneğin örgütlenmelerin bir çoğunda ayrımcılık ve dıştalama eğilimleri vardır. Bunun yanısıra “demokrasi” sözcüğü çoğunlukla anlam ve yorum yüklüdür.

Bundan dolayı demokrasi kriterleri, gerçeklikle karşılaştırılarak kullanılması gereken hedefler olmalıdır. Bu kriterler var olan örgütsel yapılanmalardaki eksiklikleri ortaya çıkartıp çözümler üretilmesine yardımcı olacak araçlar olarak görülmelidir.

Mükemmel demokrasi bir idealdir. Ona bir parça yaklaşabilmek için hedefin çok açık bir şekilde belirlenmiş olması gerekir.

 

[1] Barış & Çatışma konularında araştırma yapanlar hangi  koşullarda politik bir düzenin rayından çıkarak şiddeti kullanır hale geldiğini inceliyorlar  Bkz Adam Przeworski, “Çatışmaların olası sonucu olarak Demokrasi” makalesi, Demokrasiye İlişkin DüşüncelerTidens förlag 1992, s 245 ff. Burada demokrasiye barışçıl geçişin koşulları tartışılıyor. Makale son dönemlerde yapılan bazı ampirik araştırmalara da ilham kaynağı olmuştur.

[2] Burada klasik bir dil kullanımına gidilerek, anarşi, kolektif bağlayıcı kararların olmadığı bir sistem olarak tanımlanır. Bu kelime, bir devlet tanımlamasını amaçlayan “anarşizm” ideolojisiyle, bu ideolojiyi destekleyen kişi  anlamına gelen “anarşist” kavramlarıyla karıştırılmamalıdır.

Share:Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPrint this page
Arkaplan, Demokrasinin ABC’sı, na kategorisine gönderildi